Şarkı sözleri ve Türkçe çeviri
Here You Come, There You Go
Gracie Abrams – Here You Come, There You Go sözleri ve Türkçe çevirisi. Tekli: Here You Come, There You Go (2026).
Şarkı Bilgisi
Çevirmen: Melike Erke
Yayın tarihi:
Gracie Abrams — Here You Come, There You Go · YouTube’da aç
Gracie Abrams — Here You Come, There You Go · Spotify’da dinle
Şarkı sözleri ve Türkçe çeviri
Orijinal şarkı sözleri
Hell froze in my bedroom
A phenomenon I came to
Half-believing, I never met you before
That's when you decide you want more
Türkçe çeviri
Yatak odamda cehennem bile buz kesti.
Gözlerimin önünde yaşanan akılalmaz bir şeye tanık oldum.
Sanki seni hayatımda hiç tanımamışım gibi, buna yarı yarıya inanmışken...
Tam da o zaman benden daha fazlasını istemeye karar verdin.
Orijinal şarkı sözleri
Now you're wanting back in
Your big dramatic feelings
Funny how it happens when I'm good, when I'm so
'Cause I get reattached, I'm a double-knotted rope
Undo me like magic, here you come, there you go
Türkçe çeviri
Şimdi yeniden hayatıma girmek istiyorsun,
O kocaman, abartılı duygularınla!
Ne tuhaf, değil mi? Hep ben iyiyken oluyor bu, tam da kendimi...
Çünkü yeniden bağlanıyorum sana; çift düğüm atılmış bir ip gibiyim.
Sonra bir sihir yapar gibi bütün düğümlerimi çözüveriyorsun. Bir geliyorsun, bir gidiyorsun.
Orijinal şarkı sözleri
Here you come, there you go
Türkçe çeviri
Bir geliyorsun, bir gidiyorsun...
Orijinal şarkı sözleri
Go, oh, you spit it out, say what you're after
Pull doors in my life until it shatters
Oh, so my well-being's not a factor
No, it never stopped me loving you before
Türkçe çeviri
Hadi, çıkar ağzındaki baklayı! Söyle, neyin peşindesin?
Hayatıma açılan kapıları öyle bir çekiştiriyorsun ki her şey paramparça oluyor.
Demek benim iyi olmamın hiçbir önemi yok, öyle mi?
Gerçi bu, daha önce seni sevmeme de hiç engel olmamıştı.
Orijinal şarkı sözleri
Now you're wanting back in
Your big dramatic feelings
Funny how it happens when I'm good, when I'm so
'Cause I get reattached, I'm a double-knotted rope
Undo me like magic, here you come, there you go
Türkçe çeviri
Şimdi yeniden hayatıma girmek istiyorsun,
O kocaman, abartılı duygularınla!
Ne tuhaf, değil mi? Hep ben iyiyken oluyor bu, tam da kendimi...
Çünkü yeniden bağlanıyorum sana; çift düğüm atılmış bir ip gibiyim.
Sonra bir sihir yapar gibi bütün düğümlerimi çözüveriyorsun. Bir geliyorsun, bir gidiyorsun.
Orijinal şarkı sözleri
Here you come, there you go
Call me your miracle
Kill and die and make it grow
Ah, ah, oh
Here you come, right on cue
Break my heart and make it new
What the hell can I do?
Ah, ah, ah
Türkçe çeviri
Bir geliyorsun, bir gidiyorsun.
Bana mucizen diyorsun.
Öldür, öl, sonra yeniden yeşert her şeyi...
Ah, ah, oh!
Yine çıkageliyorsun, tam da beklendiği anda.
Kalbimi kırıp sonra yeniden onarıyorsun.
Ben ne halt edebilirim ki?
Ah, ah, ah!
Orijinal şarkı sözleri
Now you're wanting back in
Your big dramatic feelings
Funny how it happens when I'm good, when I'm so
'Cause I get reattached, I'm a double-knotted rope
Undo me like magic, here you come, there you go (Oh)
Türkçe çeviri
Şimdi yeniden hayatıma girmek istiyorsun,
O kocaman, abartılı duygularınla!
Ne tuhaf, değil mi? Hep ben iyiyken oluyor bu, tam da kendimi...
Çünkü yeniden bağlanıyorum sana; çift düğüm atılmış bir ip gibiyim.
Sonra bir sihir yapar gibi bütün düğümlerimi çözüveriyorsun. Bir geliyorsun, bir gidiyorsun. (Oh!)
Orijinal şarkı sözleri
Here you come, there you go
Here you come, there you go (Oh)
Here you come, there you go
Türkçe çeviri
Bir geliyorsun, bir gidiyorsun.
Bir geliyorsun, bir gidiyorsun. (Oh!)
Bir geliyorsun, bir gidiyorsun...
Orijinal şarkı sözleri
Perfect, we got something
Türkçe çeviri
Mükemmel, bir şey yakaladık!
Çeviri ve notlar
Yatak odamda cehennem bile buz kesti
1. “Hell froze in my bedroom” — Yatak odamda cehennem bile buz kesti Bu ifade İngilizcedeki hell freezes over deyimini çağrıştırıyor. Normalde when hell freezes over, gerçekleşmesi neredeyse imkânsız bir olay için kullanılıyor. Çünkü cehennem ateşle ilişkilendirilirken burada donmasından söz ediliyor. Ancak Gracie bu deyimi kendi yatak odasına taşıyor. Bu, özel hayatında beklenmedik, neredeyse imkânsız görünen bir şeyin gerçekleştiğini düşündürüyor. “Yatak odamda cehennem bile buz kesti.” Bu çeviriyi özellikle korudum çünkü “Odam buz gibiydi” demek deyimin bütün gücünü kaybettirirdi. Yatak odası da önemli: Dış dünyada yaşanan bir felaketten değil, anlatıcının en kişisel alanındaki duygusal sarsıntıdan söz ediliyor.
Gözlerimin önünde yaşanan akılalmaz
2. “A phenomenon I came to” — Akılalmaz bir şeye tanık olmak Phenomenon, olağanüstü, dikkat çekici veya açıklaması zor bir olay anlamına geliyor. Ancak burada asıl önemli ifade came to. İngilizcede come to kendine gelmek, bilincini yeniden kazanmak veya bir şeyin farkına varmak anlamlarında kullanılabiliyor. Dolayısıyla satırın yalnızca “Bir olaya tanık oldum” anlamına geldiği kesin değil. Önceki cehennemin donması imgesiyle birlikte düşününce, anlatıcının sanki bir duygusal şoktan sonra kendine geldiği düşünülebilir. Daha şiirsel bir alternatif: “Kendime geldiğimde karşılaştığım şey akıl almazdı.” Bu, came to ifadesindeki kendine gelme anlamını daha iyi koruyor; ana çevirideki tanık olma ifadesi ise yoruma dayalı bir tercih.
Sanki seni hayatımda hiç tanımamışım
3. “Half-believing, I never met you before” Anlatıcı aslında tanıdığı birini hiç tanımamış gibi hissettiğini söylüyor. Half-believing, bir şeye yarı yarıya inanmak veya kendisini inandırmaya çalışmak anlamında okunabiliyor. Burada iki ihtimal var. İlki, karşısındaki kişinin değişmesi nedeniyle artık onu tanıyamaması. İkincisi, ayrılığın ardından o kişiyi hiç tanımamış gibi davranarak geçmişini geride bırakmaya çalışması. “Sanki seni hayatımda hiç tanımamışım gibi, buna yarı yarıya inanmışken...” Bu ifade bilerek biraz kırık bırakıldı. Çünkü sözlerde de cümle tamamlanmadan sonraki düşünceye geçiliyor. Bu kırıklık, duygusal karışıklığı yansıtan bir tercih olarak okunabilir.
Tam da o zaman benden daha fazlasını
4. “That's when you decide you want more” Bu satır şarkının temel döngüsünü başlatıyor. Anlatıcı karşısındaki kişiden uzaklaşmaya, onu unutmaya veya hayatına devam etmeye başladığında o kişi yeniden ortaya çıkıyor. Want more, daha fazlasını istemek anlamına geliyor. Ancak bunun daha fazla sevgi, ilgi, yakınlık veya ilişki anlamına gelip gelmediği açık değil. Bu nedenle “Tam da o zaman benden daha fazlasını istemeye karar verdin” ifadesini tercih ettim. Buradaki sitem şu şekilde okunabilir: Karşısındaki kişi, anlatıcı hazır olduğunda değil, uzaklaşmaya başladığında geri geliyor.
Şimdi yeniden hayatıma girmek istiyorsun
5. “Now you're wanting back in” Want back in, yeniden bir ilişkinin, grubun veya hayatın parçası olmak istemek anlamına geliyor. Burada fiziksel olarak bir yere girmekten çok, duygusal yakınlığa yeniden erişmek öne çıkıyor. “Şimdi yeniden hayatıma girmek istiyorsun.” Bu ifade karşısındaki kişinin daha önce dışarıda kaldığını düşündürüyor. Anlatıcının onunla arasına bir sınır koymuş olması mümkün; fakat şarkının devamında yeniden bağlanması, bu sınırın korunmasının zor olduğunu gösteriyor.
O kocaman, abartılı duygularınla
6. “Your big dramatic feelings” Dramatic, İngilizcede aşırı duygusal, abartılı veya olayları büyüten bir tavrı anlatabiliyor. Big dramatic feelings ifadesi burada biraz alaycı okunuyor. Anlatıcı karşısındaki kişinin büyük aşk itiraflarını veya yoğun duygularını tamamen romantik bulmuyor; bunların ne kadar abartılı ve yorucu olduğunun farkında gibi. “O kocaman, abartılı duygularınla!” Bu çeviride “kocaman” kelimesini özellikle korudum. Alaycı tavır, karşısındaki kişinin duygularını büyüklükleri üzerinden tarif etmesinden geliyor.
Ne tuhaf, değil mi? Hep ben iyiyken
7. “Funny how it happens when I'm good, when I'm so” Funny how, İngilizcede bazen gerçekten komik bir şeyi değil, ironik veya sinir bozucu bir durumu anlatıyor. Burada neşeli bir “Ne komik!” yerine “Ne tuhaf tesadüf, değil mi?” gibi sitemli bir anlam taşıyor. When I'm good, kendisini iyi hissettiği, hayatının yolunda gittiği zamanları anlatıyor. Ancak ardından when I'm so diyerek cümle yarım bırakılıyor. Bu bilinçli bir kesinti olabilir: Sanki “Tam da kendimi çok iyi hissederken...” diyecek ama tamamlayamıyor. “Ne tuhaf, değil mi? Hep ben iyiyken oluyor bu, tam da kendimi...” Eksikliği tamamlamadım çünkü gönderilen orijinal sözde de düşünce yarım kalıyor. Bu yarım kalmışlık, duygusal dağınıklıkla uyumlu bir okuma sunuyor.
Çünkü yeniden bağlanıyorum sana
8. “I get reattached, I'm a double-knotted rope” Reattached, yeniden bağlanmak anlamına geliyor. Duygusal bağlamda birine tekrar bağlanmak veya yeniden yakınlık hissetmek demek. Double-knotted rope ise iki kez düğümlenmiş bir ip. Anlatıcı kendisini kolay kolay çözülemeyecek kadar sıkı bağlanmış bir ipe benzetiyor. “Çünkü yeniden bağlanıyorum sana; çift düğüm atılmış bir ip gibiyim.” Bu satırda hem duygusal bağlılık hem de fiziksel düğüm imgesi var. Attached kelimesinin fiziksel ve duygusal anlam taşıması da metaforu güçlendiriyor. “Bir kez sana yeniden bağlandığımda, kendimi kurtarmam çok zor oluyor” duygusu öne çıkıyor.
Sonra bir sihir yapar gibi bütün düğümlerimi
9. “Undo me like magic” Bu ifade önceki düğüm metaforunun devamı. Undo, bir şeyi çözmek, geri almak veya yapılmış bir şeyi bozmak anlamına geliyor; bir ipin düğümünü çözmek için de kullanılabilir. Undo someone ise mecazi olarak birini duygusal açıdan dağıtmak veya savunmasız bırakmak şeklinde okunabiliyor. Bir yandan çift düğümlü bir ip gibi bağlanan anlatıcı, diğer yandan karşısındaki kişinin tek hareketiyle çözülebiliyor. “Sonra bir sihir yapar gibi bütün düğümlerimi çözüveriyorsun.” Çeviri fiziksel metaforu koruyor. Duygusal okumasında ise karşısındaki kişi anlatıcının bütün savunmasını, kendisini korumak için kurduğu düzeni kolayca bozabiliyor. Daha serbest alternatif “Bir sihir yapar gibi darmadağın ediyorsun beni” olurdu. İlk versiyon düğüm imgesini korurken ikincisi duygusal anlamı daha açık veriyor.
Bir geliyorsun, bir gidiyorsun
10. “Here you come, there you go” Here you come, “işte geliyorsun”; there you go ise bu bağlamda “işte gidiyorsun” demek. Ancak önemli olan yalnızca fiziksel geliş ve gidiş değil, karşısındaki kişinin sürekli anlatıcının hayatına girip çıkması. “Bir geliyorsun, bir gidiyorsun.” Türkçede bu ifade kararsız, istikrarsız veya sürekli geri dönen biri için doğal biçimde kullanılıyor. Bu nedenle şarkı adının Türkçe karşılığı olarak “Bir Geliyorsun, Bir Gidiyorsun” tercih edilebilir.
Hadi, çıkar ağzındaki baklayı
11. “Spit it out, say what you're after” Spit it out, birinin söylemekte zorlandığı şeyi açıkça söylemesini istemek için kullanılıyor. Türkçedeki doğal karşılığı “Çıkar ağzındaki baklayı!” Bu ifade biraz sabırsız ve sert bir ton taşıyor. Anlatıcı, karşısındaki kişinin ne istediğini artık dolandırmadan söylemesini istiyor. What you're after ise neyin peşinde olduğunu, ne elde etmeye çalıştığını anlatıyor. “Hadi, çıkar ağzındaki baklayı! Söyle, neyin peşindesin?” Burada belirsiz davranışlara artık tahammül etmek istememe hissi öne çıkıyor.
Hayatıma açılan kapıları
12. “Pull doors in my life until it shatters” Bu satır alışılmadık bir imge içeriyor. Pull doors, kapıları çekmek demek; ancak kapıların tam olarak neyi temsil ettiği açık değil. Hayata girmek için sürekli kapıları zorlamak veya sınırları aşmaya çalışmak şeklinde okunabilir. Until it shatters ise bir şeyin paramparça olmasına kadar devam etmeyi anlatıyor. “Hayatıma açılan kapıları öyle bir çekiştiriyorsun ki her şey paramparça oluyor.” Bu yorumda kapılar, anlatıcının hayatına erişim sağlayan sınırları temsil ediyor. Karşısındaki kişi onları zorladıkça kurduğu düzen bozuluyor. Burada yerleşmiş bir deyim değil, şiirsel bir görüntü var; farklı yorumlar mümkün. Kaynaktaki it zamirinin gönderimi de bütünüyle açık olmadığından “her şey” çevirinin yorumlayıcı tercihi.
Demek benim iyi olmamın hiçbir önemi yok
13. “So my well-being's not a factor” Well-being, kişinin fiziksel ve psikolojik olarak iyi olma hâlini anlatıyor. Not a factor ise bir karar verilirken dikkate alınmayan unsur demek. Anlatıcı, karşısındaki kişinin kendi iyiliğini önemsemediğini düşünüyor: “Demek benim iyi olmamın hiçbir önemi yok, öyle mi?” Bu, karşısındaki kişinin sürekli gidip gelmesinin kendisini nasıl etkilediğinin hesaba katılmadığı yönünde doğrudan bir suçlama. Şarkıdaki kişinin davranışına yönelik anlatıcının değerlendirmesi olarak okunmalı.
Gerçi bu, daha önce seni sevmeme
14. “No, it never stopped me loving you before” Önceki satırda karşısındaki kişinin kendi iyiliğini önemsemediğini söyleyen anlatıcı, burada acı bir farkındalığı dile getiriyor: Bu durum daha önce de onu sevmekten vazgeçmesine neden olmamış. “Gerçi bu, daha önce seni sevmeme de hiç engel olmamıştı.” Kendisine yönelik hafif bir hayal kırıklığı da hissediliyor. Sanki “Bana iyi gelmediğini biliyorum ama yine de seni sevdim” diyor. Cümlede yalnızca öfke değil, kabullenme ve kırgınlık da var.
Bana mucizen diyorsun
15. “Call me your miracle” Miracle, mucize demek. Karşısındaki kişinin anlatıcıyı hayatındaki olağanüstü, kurtarıcı veya vazgeçilmez biri gibi görmesi şeklinde okunabilir. “Bana mucizen diyorsun.” Kaynak ifade emir biçiminde “Bana mucizen de” diye de çevrilebilir; burada “diyorsun” seçimi, şarkı boyunca tekrarlanan davranışı anlatan bir yorum. Romantik görünen mucize sözü, kalp kırma ve gidip gelme döngüsünün içinde ironik bir anlam kazanıyor. Özel biri olduğunu söylemekle ona aynı özeni göstermemek arasındaki karşıtlık, duygusal çatışmayı güçlendiriyor.
Öldür, öl, sonra yeniden yeşert
16. “Kill and die and make it grow” Şarkının en soyut ve yoruma açık satırlarından biri. Kill öldürmek, die ölmek, make it grow ise bir şeyi büyütmek veya gelişmesini sağlamak demek. Bu üç ifade bir araya geldiğinde yıkım, kayıp ve yeniden büyüme döngüsü oluşuyor. Şarkıda sürekli biten ve yeniden başlayan bir ilişki anlatıldığı için, burada da ilişkinin defalarca öldürülüp yeniden canlandırılması ima ediliyor olabilir. “Öldür, öl, sonra yeniden yeşert her şeyi...” Grow kelimesini “yeşertmek” diye karşılamak yeniden doğuş imgesini güçlendiriyor. “Yeniden” ve “her şeyi” ise kaynakta birebir bulunmayan, bu yorumu belirginleştiren tamamlamalar. Satırı gerçek bir ölümün anlatısı olarak sunmak için dayanak yok; yıkıcı ve yenileyici ilişki döngüsü üzerinden mecazi okunabilir.
Yine çıkageliyorsun, tam da beklendiği anda
17. “Right on cue” — Tam zamanında mı, yine aynı senaryo mu? Right on cue, birinin tam beklenen anda ortaya çıkması veya bir şeyin tam zamanında gerçekleşmesi demek. Tiyatroda cue, oyuncunun sahneye girmesi veya bir eylemi başlatması için verilen işaret; bu nedenle ifade hafif teatral bir çağrışım da taşıyor. “Yine çıkageliyorsun, tam da beklendiği anda.” Burada romantik bir “Ne güzel, tam zamanında geldin” duygusundan çok, artık tahmin edilebilen davranışlar ve tekrarlanan bir senaryo öne çıkıyor. Daha alaycı bir alternatif “Şaşırtmadın, yine tam zamanında sahneye çıktın!” olabilir. Bu seçenek, ana çeviriye göre sitemi daha belirgin hâle getirir.
Kalbimi kırıp sonra yeniden onarıyorsun
18. “Break my heart and make it new” İki zıt eylem bir arada: Break my heart kalbimi kırmak; make it new ise onu yeniden yapmak, yenilemek veya farklı bir duruma getirmek. Karşısındaki kişi hem anlatıcıyı incitiyor hem de yeniden umutlanmasına neden oluyor. “Kalbimi kırıp sonra yeniden onarıyorsun.” Bu doğal bir karşılık; ancak make it new yalnızca onarmak değil, yeniden yaratmak veya dönüştürmek gibi daha güçlü bir anlam da taşıyabilir. Daha şiirsel alternatif “Kalbimi paramparça edip sonra yeniden var ediyorsun” olurdu. Romantik görünen yenileme imgesi, şarkının içinde yorucu bir ilişki döngüsünün parçası olarak okunuyor.
Ben ne halt edebilirim ki
19. “What the hell can I do?” What the hell, İngilizcede öfke, çaresizlik veya şaşkınlığı güçlendiren bir ifade. Burada doğrudan cehennemden söz edilmiyor; anlatıcı ne yapacağını bilemediğini söylüyor. “Ben ne halt edebilirim ki?” Bu çeviri hafif küfürlü ve çaresiz tonu koruyor. “Ne yapabilirim?” fazla kibar kalırdı; “Ne bok yiyebilirim?” ise orijinalinden daha sert bir Türkçe ifade olurdu. Bu yüzden “ne halt edebilirim” uygun bir orta nokta.
Mükemmel, bir şey yakaladık
20. “Perfect, we got something” — Stüdyodan kalan bir an mı? Şarkının sonundaki bu ifade diğer sözlerden farklı. Perfect, we got something, “Mükemmel, elimizde bir şey var” veya “Harika, güzel bir şey yakaladık” anlamına geliyor. “Mükemmel, bir şey yakaladık!” Kayıt sırasında söylenmiş bir stüdyo konuşması gibi duyulabilir. Ancak bu sesin kime ait olduğunu veya gerçek bir stüdyo anından bilinçli olarak bırakıldığını doğrulayan bir açıklama burada kaynaklandırılmıyor. Dolayısıyla bunu kesin bir yapım hikâyesi olarak sunmak doğru olmaz.